Nerede ise dokuz yıldır Türkiye’den uzakta Galler’de sürgündeyim. Ama gerçeği söylemek gerekirse kendimi çoğu zaman sürgünde hissetmemiştim. Ancak bunca yıldan sonra sürgün olmanın acısını ilk defa halamın hastanede yoğun bakımda olduğunu öğrenince yaşadım..

Hayatımda en çok sevdiğim kişilerden biri olan Halam’ın yanına gidemiyordum ve biliyordum ki durumu çok kritik, kurtulamayacak… İşte o günlerde başlayan sürgün acısı onu kaybıyla birlikte ilk defa tüm iliklerime kadar işledi. Çok ama çok canım yandı. Ve bu sefer gerçekten en içten duygularımla, tüm hücrelerimle benim o ülkeye girememde parmağı olan herkese, başta eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanına beddua ettim.

Beddua etmeyi çok sevmiyorum çünkü biliyorum ki gerçekten kalpten beddua edince tutuyor. O nedenle de çoğunlukla ‘Allah herkese kalbine göre versin” demekle yetinirim. Ama bu sefer tüm kalbimle, tüm hücrelerimle bana bunu yaşatanlara beddua ettim. Bağıra bağıra ettim… Gerçi biliyorum, bu kalpsizler krallağında benim bedduam ne ilk ne de son olacak. Umuyorum bir gün aldıkları onca ahlar; mısır patlakları gibi hayatlarını sarar ve peşlerini hiç bırakmaz…

Halamı kaybedeli bugün bir hafta oldu ama içimin acısı hiç azalmadı. Sanırım annemin ölümden sonra beni en çok halamı kaybetmek üzdü.. Oysa ölümlere, kayıplara, ölümle burun buruna yaşamaya o kadar alışmıştım kı…Tıpkı annem gibi onunla da vedalaşamadım…

Kendimi toparlamak için hergün yine yeniden tutunacak birşeyler bulmaya çalışıyorum. Kolay değil tabii ama… Tek avuntum birbirimize telefondan söylediğimiz son sözlerin “Seni Seviyorum” olması. En çok canımı acıtan ise bir ay önce konuştuğumuzda “allahıma dua ediyorum sana bir kez daha sarılmak için” sözlerinin kulaklarımda çınlayıp durması… Bir kez daha sarılamadık birbirimize… O nedenle sevdiklerinize sık sık sarılın bunu doğal kabul etmeyin çünkü bir gün aniden bunun büyük bir lüks olabildiği bir gerçekle yüz yüze kalabilirsiniz.

Gençliğimde bazı yazarların, bestecilerin hayatlarına çok özenirdim. Bir sürü zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan, kimi zaman yazabilmek için bambaşka şeyler yapmak zorunda kalan, sürgün hayatı yaşamış, şehirden insanlardan kaçıp bir köye yada bir odaya kendine kapatmış… Benim o zaman ki küçük dünyamda gördüğüm yaşamlardan çok farklı, yoğun, karmaşık, acılı yaşamları okuduğumda onların yaşantılarına çok özenirdim. Sanki birtek onlar gerçekten yaşıyormuş gibi bir hisseder, etrafımdakilerin ve benim olağan hayatımın dışında belirsizliklerle ve mücadelelerle dolu o hayatlara içten içten çok imrenirdim. Kimseye söylemesem de aslında gizli gizle böyle bir hayatımın olmasını dilerdim içimden.

Bunu bir tek halam bilirdi. Bana bir gün “Ahh Meltem, keşke daha sakin bir hayat dileseydin be yavrum ama bak sana birşey söyleyim mi bir taraftan da seni çok taktir ediyorum, hayatı dolu dolu yaşadığın ve her seferinde o keçi inadın sayesinde ayakta kalmayı başardığın için seninle çok gurur duyuyorum” demişti. Halam öldüğünden beri onunla konuşmalarım aklımda dönüp duruyor.

Gerçekten de ne dilediğine dikkat etmek gerekiyormuş. Bir zamanlar o çok özendiğim hayatlardaki acıyı şimdi çok iyi biliyorum, oysa o zamanlar acı kısmı benim için çok önemsiz bir ayrıntı gibiydi… Gerçi düşünüyorum da, galiba yine böyle yaşamak isterdim. İnandığım şekilde, kendimi keşfederek, denemekten korkmadan, sıradanlaşmadan, başkalarının sözlerine kulaklarımı kapatmayı öğrenerek, bildiklerimi başkalarıyla paylaşarak ve yaşamı kabul etmecesareteni göstererek yaşamayı seçmek…

Belki de benim için yaşamak çok büyük bir anlam ifade etmediği için cahil cesaretim hiç değişmedi. Yaşamak benim için öğrenmem gerekenleri öğrenip bir an önce kaçmak istediğim bir okul gibi…

Halam şimdi bu okuldan kurtuldu ve eminim eğer cennet diye bir yer varsa o kesin oradıdır. Çünkü hayatımda gördüğüm en sevgi dolu kadındı. Belki de onun sevgi ve iyilik dolu yüreği bu dünyadaki çirkinlikleri ve yalanları daha fazle kaldıramadı…

Hayatımdaki bir sürü şansızlığı yada olumsuzluğa rağmen hayatımın büyük çoğunluğunu halamla geçirebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ondan çok şey öğrendim. En çok da sevmeyi ve affetmeyi…

Bugün bu satırları gözyaşları içinde yazarken en büyük tesellim Halamın benim için ne kadar özel ve değerli olduğunu biliyor olması… Bu yazıyı okuyan okurlarım, lütfen hayatın yarın bizlere ne getireceğinin belirsizliğinin farkında olarak, sizin için çok özel kim varsa onlara yaşarken sahip çıkın, onlarla hiç çekinmeden sevginizi paylaşın ve onlara sizin için ne kadar özel olduklarını hissettirin çünkü yarın çok geç olabilir…

* Meltem Arıkan: Yazar