11. Kalkınma Planının, “Küresel Gelişmeler ve Eğilimler” başlıklı giriş kısmında, “Ekonomik zorluklar, yüksek gelirli ülkelerin ise yenilikçi üretim teknolojisi ve nitelikli insan kaynaklarındaki üstünlüklerini teknoloji savaşları, ticaret savaşları ve korumacılık yaklaşımlarıyla güçlendirerek, küresel değer zincirlerindeki liderliğini devam ettirme çabasında olacağından” diplomatik bir üslupla bahsedilmektedir.

11. Kalkınma Planının, “Küresel Gelişmeler ve Eğilimler”
başlıklı giriş kısmında, “Ekonomik zorluklar, yüksek gelirli ülkelerin ise
yenilikçi üretim teknolojisi ve nitelikli insan kaynaklarındaki üstünlüklerini
teknoloji savaşları, ticaret savaşları ve korumacılık yaklaşımlarıyla
güçlendirerek, küresel değer zincirlerindeki liderliğini devam ettirme
çabasında olacağından” diplomatik bir üslupla bahsedilmektedir. Daha açık bir
ifadeyle, Akdeniz’de çok yönlü bir rekabet bulunmaktadır. 16.-17. Yüzyılda Akdeniz’in
1538’lerde bir Osmanlı gölü haline geldiğinde, etrafındaki üniter savaşçı/denizci
devletler yeni dünyalara açılarak “ganimet” arayışına gitmişlerdi. Bu “anlamda”
zaten kıyıdaş ülkeler olarak, Akdeniz’e tekrar geri döndüler. Günümüzde birçok
konu ekonomik, politik ve teknik yönüyle Akdeniz etrafında gelişmekte ve
küresel yönetilmeye çalışılmaktadır. Tıpkı eskiden olduğu gibi. Ancak yeni katılan
aktörlerle zenginleşmiş bir network oluşmuştur. Bu konu aslında Akdeniz söz
konusu olduğunda, bütünleşik ilişkiler ağı nedeniyle bir ucundan hemen her
vesile ile kamuoyunun karşısına çıkmaktadır. Nitekim;


Akdeniz, 2030'a kadar katlanarak artması beklenen rüzgâr enerjisi, petrol
ve doğalgaz çıkarma, deniz taşımacılığı ve kitle turizmi gibi denize dayalı
faaliyetlerle kendisini gösterecek bir çeşit 'mavi altına hücum' dalgasıyla
karşı karşıya kalmıştır.
Bütün bu sektörlerin
aynı anda gelişmesinin muhtemelen deniz alanının kullanımında çatışmalara ve
doğal kaynaklar ile deniz ekosistemleri üzerinde bileşik olumsuz etkilere neden
olması bekleniyor
" denilmektedir. (WWF, 2021 yılı Raporu)



Dünya Yaban Hayatı Fonu (WWF), 'Akdeniz'de biyolojik çeşitliliği
ve balık stoklarını yeniden canlandırmak' başlıklı raporunda, 2030'a kadar Akdeniz'in yüzde 30'unu
kapsayacak bir ağ kurmak için çağrıda bulunarak “Biyolojik çeşitliliğin
iyileştirilip sürdürülebilmesi için Akdeniz'in en az yüzde 30'unun etkin bir
şekilde korunması şart" ifadelerini kullanmıştır.
2030'a kadar Akdeniz'in yüzde 30'unu
kapsayacak bir ağ kurmak için çağrıda bulunulan WWF raporunda, “Hâlihazırda
belirlenmiş Deniz Koruma Alanları (DKA) Akdeniz'in yüzde 9,68'ini kapsarken,
gerçekten etkin bir şekilde yönetilenler sadece yüzde 1,27'lik bir bölümünün
korunduğunu belirtmektedir.  Oysaki
dünyanın en önemli denizlerinden Akdeniz'in en az üçte birinin etkin şekilde korunması gerektiği
vurgulanmıştır



 ·    Akdeniz'e kıyısı olan ya da nehirlerle
bu denizle bağlantısı bulunan ülkelerdeki yanlış atık uygulamalarının
Akdeniz'de plastik kirliliğine yol açmaktadır, Akdeniz'e yılda yaklaşık 230 bin
ton çöp dökülmektedir ve yüzde 94’ü plastik atıktır. Türkiye 24 bin ton çöp/atıkla,
Mısır(74 bin) ve İtalya’nın(34 bin) 
arkasından gelmektedir.



·   Habitat kaybı ve
bozulması, kirlilik, deniz kaynaklarının aşırı tüketimi, yabancı türlerin
bölgeye girişi ve iklim değişikliği gibi etkenlerden dolayı denizdeki canlı
çeşitliliğinin ciddi ölçüde azaldığı tespiti yapılmıştır. 




Öte yandan, Yerel Yönetimler Bu Çatışmacı Ortamın,
Uzlaşmacı Aktörleri midir?



Yerel yönetimlerin barışı tesis
etmede etkin değerlendirilebilirliği artık çok tartışılan bir konudur. “Kent
Diplomasisi” olarak da tanımlanan bu görevlendirme ilişkisi tarihten
gelmektedir. Aslında Avrupa Konseyinin, Yerel Yönetimler Özerklik Şartının
temel felsefesinde de, “kentler geleceklerini geçmişlerinde mi arıyorlar”
yaklaşımına yer verilmiştir. Hali hazır uygulamalarda, yerel yönetimler ya da
yerel otoritelerin; yurt dışı kardeş kentler uygulamaları aracılığıyla uluslararası
faaliyetlerde bulunmalarından kaynaklanan sosyo-kültürel ortam ve işbirliği
tecrübesi bulunmaktadır. Aslında bu görev uluslararası ilişkiler ağında devletlerarası
güven eşiğinin yükseltilmesi için yerel yönetimlerin kapasitesi ve hizmet
yaklaşımı yapılanmasından istifade etmek için tasarlanmıştır.. Kent Diplomasisi
tanımlamasıyla, uzlaşmacı politikaların oluşturulmasında ve bu konularda yerel
yönetimlerin sorumlulukları nelerdir konusunun da değerlendirilmesi
gerekmektedir. Yerel Yönetimler, sahip oldukları sosyal sermaye kadar
kapasiteli olup, bu kapasiteyi, toplum adına, dış politikada da, görmezlikten
gelmemek gerekir. Ne de olsa kıyı yerleşimlerinin kent yönetimleri olan yerel
yönetimler de deniz ile ilişkilendirilebilen, yetki, görev ve sorumluluklara
sahip bulunmaktadır. Görülen odur ki, kirlilik de 1992 Rio Zirvesinden bu yana
uluslararası sorumluluk alanında dikkati çekmekte ve teknolojik yetersizlik
“mazeret” olarak kabul edilmemektedir. Yeni uluslararası bir çatışma konusu
kapıda görünmektedir.