Danıştay 10. Dairesi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gece yarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararını hukuka uygun buldu. Fesih kararının onayını ı Anayasa'ya aykırı bulan kadın ve insan hakları örgütleri,karara Danıştay Genel Kurulu'nda itiraz edecek.

Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı'nın iptal istemini reddetti. 

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayınlanan İstanbul Sözleşmesi'nin fesih kararı  20 Mart 2021 tarihli  Resmi Gazete'de şu ifadelerle yayımlanmıştı:

"Türkiye Cumhuriyeti adına 11.05.2011 tarihinde imzalanan ve 10/02/2012 tarihli Bakanlar kurulu kararı ile onaylanan 'Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3'üncü maddesi gereği karar verilmiştir."

Karar pek çok kentte kadın örgütleri ve insiyitatifleri tarafından  protesto edilmiş; İstanbul Sözleşmesi'nin kadına karşı şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemekte, kadınları korumakta çok önemli bir anlaşma olduğunu vurgulayan kadın ve insan hakları örgütleri duruma itiraz etmişti.

TÜRKİYE’NİN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KARARI VE DANIŞTAY SÜRECİ

Türkiye, 2011 yılında ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart 2021'de Cumhurbaşkanlığı kararı ile çekildi. Bu karar üzerine çok sayıda sivil toplum kuruluşu, kadın örgütleri ve barolar yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle Danıştay'da dava açtı.

Kafe işletmecisi adam, kadın ortağını işyerinde katletti Kafe işletmecisi adam, kadın ortağını işyerinde katletti

Danıştay 10. Dairesi, 29 Haziran 2021'de yürütmenin durdurulması istemini oy çokluğuyla reddetti, bu karara yapılan itirazın da 18 Kasım 2021'de Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından reddine karar verildi.

Sözleşmenin feshi kararının iptali talepli açılan 10 davayı birleştirerek 28 Nisan'da duruşmalı yargılama yapan Danıştay 10. Dairesi, aynı konudaki 60'ın üzerindeki davayı da haziran ayı boyunca üç ayrı duruşmada ele aldı.

Savcı Aytaç Kurt'un mütalaasında TBMM'nin onayına bağlı uluslararası bir sözleşmenin kaldırılmasının, yine TBMM'nin tasarrufuyla mümkün olabileceğini savunurken, sözleşmenin feshi kararının iptalini talep etti.

SÜREÇ NASIL İŞLEYECEK?

Danıştay 10. Daire, 23 Haziran’da yapılan son duruşmadan 26 gün sonra kararını açıkladı. Başvurucu taraflara tebliğ edilen kararda; İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kararının iptali talebiyle açılan davaları oy çokluğuyla reddetti. Mahkeme, fesih kararının anayasaya uygun olduğunu savundu.

Kararda, “Anayasa tarafından verilen temsil yetkisi ve 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde verilen yetkiye istinaden tesis edilmiş olan dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır” denildi.

3 üye iptal istemini reddederken, 2 üye karara şerh düştü.

Danıştay’ın dosyaları reddetmesinin ardından atılacak adımların hazırlıkları da yapıldı. Davacılar bu kararı Danıştay Dava Daireleri Kurulu’na taşıyacak. Bu aşamada itirazların incelenme süreci başlayacak.

Daha önce İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin açılan yürütmenin durdurulması davasında ret kararı veren İdari Dava Daireleri Kurulu, esasa ilişkin başvurulara da ret kararı verirse Anayasa Mahkemesi’ne ‘Anayasaya aykırılık’ gerekçesiyle başvuru süreci işletilecek. Buradan da red sonucu çıkarsa iç hukuk yolları tükenmiş olacak. Böylece süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılacak bireysel başvurular ile devam edecek.

KARARA İLK TEPKİ: ANAYASA’YA SON DERECE AYKIRI

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, Danıştay’ın kararıyla ilgili SÖZCÜ’ye konuştu ve bu kararla cumhurbaşkanının aldığı bir kararın yargı denetiminin dışında olduğunun ortaya konduğunu söyledi:

“Maalesef ki Danıştay'ın bu kararı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde Cumhurbaşkanın aldığı kararların yargı denetiminin dışında olduğunun açık kanıtı niteliğindedir. Anayasa'ya son derece aykırı şekilde, uluslararası anlaşmadan, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle çıkılmasını Danıştay'ın uygun bulması cumhurbaşkanının aldığı kararların yargı denetimine tabi olmayacağı anlamına gelir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesiyle ilgili de temel bir sorundur bu. Hem de bir hukuk devleti olmadığımızı, her ne kadar anayasada yazsa da, rejimin hukuk sistemine tabii olmadığını ortaya koyan bir karar. Danıştay gibi en yüksek mahkeme tarafından hukukun üstünlüğünü yok sayan açık ikrar niteliğindedir.”

BİZİM İÇİN BİTMİŞ BİR SÜREÇ YOK

Davacı avukatlardan Yelda Koçak ise şunları söyledi:

“Şu anda öncelikle çok öfkeli olduğumu belirtmek isterim. Bir yıldan fazla süredir davayı takip ediyorum. Son 2-3 gündür UYAP'tan karara bakıyorum ama taraf olan avukat olarak kararı Anadolu Ajansı'ndan öğreniyorum. Bunun bize neleri hatırlattığının altını çizmek istiyorum.

Daha sonra ayrıntılı değerlendirme yapacağız ama şunu belirtmek isterim ki, biz bu davaları açarken de umudu tek bir mahkemeye bağlamamıştık. Bizim azmimiz, kadınların duruşu, ülkenin dört bir yanından bu davalara gelen kadınlar, avukatlar, hak savunucularıydı bizim umudumuz bağladığımız şey.

Bizim için bitmiş bir süreç yok. Her halükarda bu sürecin kazananı biziz. Biz, dağa taşa İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmeyeceğimizi yazmıştık, şimdi de mücadele etmekten asla geri durmayacağız.”

‘DURUŞMA SALONLARI BÜYÜDÜĞÜNDE HUKUKUN YOK OLDUĞUNA 12 EYLÜL’DE TANIKLIK ETMİŞTİK’

Danıştay’ın bu kararını ‘hukuk garabeti’ olarak değerlendiren Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, sözleşmenin feshine ilişkin kararın çok açık bir şekilde anayasaya aykırı olduğunu, Danıştay Savcısı Aytaç Kurt’un da bu yönde mütalaa verdiğini hatırlattı. Güllü, “Taraflı, erkek yargının bir örneğini daha yaşıyoruz” diyerek şöyle konuştu:

“Verilen bu karar Türkiye’de bir hukuk sistemi olmadığı yönünde bir sonucu karşımıza çıkarmaktadır. Açıkça anayasaya aykırı olan bir fesih işlemi iptal edilmedi, başvurular reddedildi. Bu karar aslında mahkeme heyetinin başından bu yana duruşmalarda takındığı ılımlı tavırlarını da açıklıyor. Duruşma salonları büyüdüğünde hukukun yok olduğuna biz 12 Eylül dönemlerinde tanıklık etmiştik. Dolayısıyla bu sürecin geldiği nokta da hukuksuzluktur. Demek ki hukuktan vazgeçen bir kısım adı hukuk insanı olan kişiler talimatla yönetilmektedir. Danıştay hâkimleri kendi özgür iradelerinin dışında karar almaktadırlar. Yürünecek çok yol var. Nefesimiz yettiği yere kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.”

‘YARGI ELİYLE DE ANAYASA’NIN GASPI HALİNİ YAŞADIK’

Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Ceren Kalay Eken de anayasaya aykırılığının bu kadar net olduğu bir dosyada Danıştay’ın ret kararı vermesini ‘hukuk garabeti’ olarak açıkladı.

Danıştay’ın, sözleşmenin feshine karşı açılan davaların önüne geldiği ilk anda yürütmenin durdurulması kararı vererek kapatması gerektiğini ifade ederek, “Yargı eliyle de Anayasa’nın gaspı halini yaşadık. Danıştay’ın tüm herkesin bildiği cumhurbaşkanının keyfi, amacının ne olduğu belli olmayan bu kararını iptal edilmesi gerekliydi” dedi.

Danıştay kararının ardından hukuk mücadelesinin devam edeceğinin altını çizen Eken, bu aşamadan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğini şöyle anlattı:

“Şimdi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na başvurulacak. Orada da ret kararı alınırsa Türkiye’nin bu kararını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel olarak taşımaya devam edeceğiz. Bu sürecin sonucunda da Türkiye’nin mahkûm olacağını düşünüyoruz."

Ne olursa olsun kadın hakları mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Eken, şunları söyledi:

“Mücadele her zaman devam edecek. Bu kararlar küçük duraksamalardır; ancak gidilecek tek yön vardır. Kadın hakları nasıl 300 yıl öncekinden daha iyi durumdaysa 100 yıl sonra da bu yıllar kara leke olarak hatırlanacak. Bizler kadın hakları mücadelesini her zaman sürdüreceğiz. Ne haklarımızdan ne de İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz.”

‘BU KARAR TÜRKİYE’NİN İNSAN HAKLARI HUKUKUNA DAYALI BİR ÜLKE OLMAKTAN ÇIKACAĞI ANLAMINA GELİR’

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) üyesi Berrin Sönmez’e göre de bu karar tamamen siyasi. Danıştay’ın ret kararının Türkiye’nin insan hakları hukukuna dayalı bir ülke olmaktan çıkacağının da göstergesi olduğuna vurgu yapan Sönmez, “Artık otoriterleşmeden diktatörlüğe doğru giden bir sürece gidiyoruz. Bu duruma da yargıçlar eliyle zemin hazırlanıyor. Tüm bunlara rağmen asla ne İstanbul Sözleşmesi’nden ne de kadın mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Bu çerçevede de davaların reddedilmesinin kadın mücadelesini aksatmayacağına dikkat çeken Sönmez, şu ifadelere yer verdi:

“Kadınlar tüm hukuk yolunu kullanacak. AYM’ye oradan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz. Türkiye’nin böyle bir riski almaması gerekirdi. İstanbul Sözleşmesi’nin hükümlerinin uygulanması için çalışacağız. 6284 sayılı kanun yürürlükte. Davalarımızın reddi, Türkiye’nin insan hakları hukukuna dayalı bir ülke olmaktan çıkacağının yargı tarafından tescil edilmesi anlamına geliyor.”

‘İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NDE RET KARARINA GEREKÇE YARATMA HAMLESİYDİ’

Danıştay’ın kararını açıklamasından kısa süre önce (8 Temmuz’da dosyaya girdi) ilk kez bir dernek cumhurbaşkanı kararının iptal edilmemesi istemiyle Cumhurbaşkanlığı’nın yanında davaya müdahillik isteminde bulundu. Yargıçlar Sendikası’nın kararın iptal edilmesi istemiyle açtığı davaya “müdahale talebinde bulunan” Hukukçu Kadınlar Derneği, bir sayfalık dilekçe ve İstanbul Sözleşmesi Raporu sundu. Hukukçular bu talebi, “ret kararına gerekçe yaratma adımı” olarak nitelendirmişti.

CHP’Lİ KARACA: KATLEDİLEN HER KADININ VEBALİ BU KARARI VERENLERİN OMUZLARINDA OLACAK

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi'ni fesheden Cumhurbaşkanlığı kararının iptal istemini reddetmesinin ardından açıklama yaptı. Gelinen sürecin “belli” olduğunu, siyasi iradenin karara müdahil olduğunu ifade eden Karaca, “Bu saatten sonra, bu iptal kararından sonra katledilen her kadının, şiddete uğrayan her kadının vebali bu kararı verenlerin, altına imza atanların omuzlarında olacaktır” dedi. CHP’li Karaca karara dair şu sözlerle itirazlarını kaydetti:

“Danıştay tarafından beklenilen, bilinen karar açıklandı. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede hukuksuz bir şekilde çıkılmasına ilişkin cumhurbaşkanlığı kararının iptali istemiyle açılan davaların tamamında üçe iki çoğunlukla reddine karar verdi. Aslında gelinen süreç belliydi. Öncelikle bazı hukukçu kadınlar tırnak içerisinde davaya müdahil dilekçesi verdiler birkaç gün önce, bir gerekçe yaratıldı. Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline ilişkin kararın reddine gerekçe oluşturmak için bir müdahillik dilekçesi verdirilerek ‘cumhurbaşkanı kararı uygundur, yerindedir’ dedirtildi. Dün bu ülkenin Adalet Bakanı çıktı dedi ki, ‘İstanbul Sözleşmesi gerekli değildir, 6284 var’. Yani Danıştay kararını açıklamadan bir gün önce siyaset yine yargıya elini uzattı ve yine İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede hukuksuzca iptaline ilişkin cumhurbaşkanı kararının iptali davaları reddedildi. Hiç önemli değil. İstanbul Sözleşmesi tüm kadınlar için hala yürürlüktedir. İstanbul Sözleşmesi bu ülkede vicdanı olan hukukçular için, tüm yurttaşlarımız için yürürlüktedir. İstanbul Sözleşmesi 6251 sayılı uygun bulma kanunu yürürlükte olduğu müddetçe maalesef yürürlüktedir. Bu saatten sonra, bu iptal kararından sonra katledilen her kadının, şiddete uğrayan her kadının vebali bu kararı verenlerin, altına imza atanların omuzlarında olacaktır. Buradan açık ve net bir şekilde bir kez daha tekrar ediyoruz. İstanbul Sözleşmesi iktidarımızda, en geç bir hafta içerisinde tekrar yürürlüğe konulacak ve kadın mücadelesinin en büyük kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi bu ülkenin hukuk sistemiyle buluşacak. Kadın mücadelesi yeniden kazanacak." (Ajanslar/ Kazete)