Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi kararına ilişkin yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle açılan davanın 2. duruşmasında savcı, fesih kararının hukuka uygun olmadığı yönünde mütalaa verdi.

İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararının iptali talebiyle 200’e yakın davadan açılan siyasi partilerin ve baroların da arasında bulunduğu 15 davanın duruşması Danıştay 10. Dairesi’nde başladı. Yüzlerce kadın önceki duruşmada olduğu gibi salonu doldururken, katledilen kadınların aileleri de duruşma salonunda yer aldı. Danıştay heyetinin tarihi bir sorumluluğu olduğunu belirten avukatlar verilecek kararın tarihin karanlık sayfalarında yerini almamasını ve karanlığa ışık yakılmasını istedi.

İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararının iptal edilmesi için Danıştay’da açılan davalar devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak üzere Türkiye’nin dört bir yanından Danıştay önüne gelen yüzlerce kadın, siyasi parti temsilcisi ve dernek duruşma öncesinde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamaların ardından avukatlar başta olmak üzere basın, kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları salona alındı.

ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN AİLELERİ GELDİ
Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği Başkanı Müjde Tozbey Erden mahkeme heyetine, “Görmeniz, anlamanız için bugün buraya öldürülen 20 kadının ailesi ile geldik” dedi. Müjde Tozbey Erden savunmasında öldürülen kadınların ailelerini tanıtırken, aileler de ‘burada’ diye karşılık vererek öldürülen kadınların fotoğraflarının yer aldığı afişleri Tozbey’in savunması boyunca ayağa kalkarak mahkeme heyetine gösterdi. Erden, “İzmir’de öldürülen Gizem Filiz’in annesi Bahriye Filiz bugün burada. İzmir’de boşandığı eşine çocuklarını bırakmak zorunda kalan ve çocuklarını görmeye gittiğinde katledilen işçi Remziye Tüysüz’ün kardeşi Mutlu Tüysüz burada. Ankara’da öldürülen bir başka kadın Fatma Hülya Yıldız, 3 kez kolluğa gitmesine, korunma talebi istemesine, adresini değiştirmesine rağmen, kocasından daha fazla kaçamadı. Koruma kararına rağmen kocası evi bastı ve çocuklarıyla yaşayan Fatma’yı öldürdü. Abisi Ekrem Bey bugün burada.  Bu aileler neden mi burada?  Çünkü biz ailelerle mücadele ediyoruz. Biz kadıların eşit ve özgür hissettiği bir ülke istiyoruz” dedi.

"BU İDARİ İŞLEM SAKATTIR"
Avukat Özge Yücel, “Savunma deniyor ama biz davalı değil davacıyız. Ama evet yaşamımızı savunmak için burada bulunuyoruz. Bu idari işlem sakattır ve ayrımcı bir uygulamadır. Biz kadınlar korkuyoruz, tetikteyiz her an. Bazı yargı mensupları  ‘O saatte orada ne işi vardı’ sorusu sorabiliyor. Cezalar arttırıldı, kapsam genişletildi ama ağza bir parmak bal çalmaktan başka bir şey değil bu yapılan. Yapılan düzenleme failleri durdurmayacak. Sözleşme de bunu söylüyor. Biz vicdanınıza güveniyoruz. Bu mücadele için İstanbul Sözleşmesinin büyük değeri var” diye konuştu.

"LANZAROTE SÖZLEŞMESİNİ DE HEDEFE KOYUYORLAR"
Anayasa’nın 90. Maddesi’ni hatırlatarak sözlerine başlayan Avukat Hülya Gülbahar, “Uluslararası sözleşmelerin Meclis onayı ile yürürlükten kaldırılabilir. Kanunu ancak kanunla değiştirebiliriz. Biz burada uluslararası anlaşmaları savunuyoruz ama asıl olarak anayasamızı savunuyoruz. Avrupa Konseyi’nin Lanzarote Sözleşmesi'ni de hedefe koyuyorlar. Bu sözleşmenin tam adı çocukların istismardan korunması sözleşmesidir. Biz Türkiye kadın hareketi olarak İstanbul Sözleşmesi’ni de savunuyoruz bu sözleşmeyi de savunuyoruz. Bu heyetin tarihsel bir hukuki sorumluluğu var. Kadınlar ellerinden geleni yapıyor. Türkiye’nin anayasasının hukukun korunması için elinden geleni yapıyor, yapıyoruz. Ama şu an görev sizde, sizin bu iptal kararını iptal etmesini istiyoruz” dedi.

“ALTINMAKAS TÜRKÇE BİLMEDİĞİ İÇİN İFADE VEREMEDİ”
Sadece HDP’li kadınlar adına değil tüm kadınlar adına konuşacağını dile getiren HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Türkiye’yi sözleşmeyi imzalamaya götüren süreçte esas olay Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2002 tarihinde verdiği Nahide Opuz kararıdır. Opuz davasında AİHM, Türkiye’yi yaşam hakkını koruyamadığı için mahkûm etmiştir.  AİHM, tarihinde ilk defa, ev içi şiddette bir tarafın kadın olduğu için ayrımcılığa uğradığı gerekçesiyle bir devleti mahkûm etmiştir. İstanbul Sözleşmesi kadınların uzun soluklu mücadelesinin sonucu kazanılmış ve erkek şiddetine karşı mücadelenin  yollarını adım adım örmüş temel bir sözleşmedir. Kapsadığı kesimlerin din, dil, ırk farklılıklarından dolayı mağdur edilmemesini esas alır. Bu esasın önemini daha önce maalesef Fatma Altınmakas davasında gördük. Evli olduğu erkek tarafından katledilen Fatma’nın Türkçe bilmediği için jandarma karakolunda kendisini ifade edemediği ortaya çıkmıştı. Bugün ülkede Türkçe bilmeyen belki milyonlarca kadın bulunmaktadır. Özellikle ülkede son dönemlerde kamu kurumlarında ve toplumda körüklenen ırkçılık Türkçe bilmeyen kadınların ölümüne de sebep olmaktadır. Ülkenin bu kadar dış göç aldığı ve kadınların savaş sonrası göç sürecinden en çok etkilenen kesim olduğu gerçeği göz önünde bulundurulunca İstanbul Sözleşmesi’nin devleti sorumlu kıldığı tercüme konusu hayati bir önem kazanmaktadır” dedi.

"ÖYLE BİR İMZA ATIN Kİ SİZDEN VİCDANLI YARGIÇLAR OLARAK BAHSEDİLSİN"
Hukuk sistemi ve yargı makamının da bu noktada hukukun gereklerini yerine getirme sorumluluğuna sahip olduğunu belirten Buldan şöyle konuştu: “Esas olan iktidar gücünün ne buyurduğu değil hukukun neyi buyurduğudur. Dolayısıyla gereği yapılmasını, İstanbul Sözleşmesi bir an evvel yürürlüğe konularak etkin bir şekilde uygulanmasını tekrardan talep ediyoruz. Bu nedenle her zaman söylediğimiz gibi erkek yargı değil, gerçek yargı diyoruz. Güçlülerin hukuku değil, haklıların hukuku diyoruz. Erkeklerin üstünlüğünü değil, eşitliğin üstünlüğünü gözeten bir yargı sistemi diyoruz. Eşitlik gözetilsin ki, adalet olsun diyoruz. Bu nedenle; eşitlik için, adalet için, yaşam için İstanbul Sözleşmesini bugüne kadar her alanda ve platformda nasıl savunduysak bugünde en inançlı ve kararlı şekilde savunuyoruz. İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya da, etkin bir şekilde uygulanıncaya kadar mücadele etmeye de devam edeceğiz. Ortak kadın mücadelemiz engellenemez, durdurulamaz.  Bugün belki de tarihi bir karar vereceksiniz. Bu vereceğiniz kararla Türkiye’nin vicdanına öyle bir imza atın ki, ileride sizden vicdanlı yargıçlar olarak bahsedilsin. Türkiye'deki milyonlarca kadın adına sizden sadece vicdanlı olmanızı talep ediyorum.”

"ASIL SAHNE DANIŞTAY’IN ÖNÜNDE"
Avukat Şenal Sarıhan, 28 Nisan’da yapılan 10 duruşmayı hatırlatarak, “Yasalar sokakta, alanda yazılır derler. İstanbul Sözleşmesi de kadınların sokakta yazdığı sözleşmelerden biridir. Asıl sahne Danıştay’ın önünde. Sizinle kürsüde oturan tek kadın arkadaşımızın olması eşitsizliğin görünen yüzü. Kadınlar hep direndi, seslerini yükseltmeye çalıştılar. Ancak biz bu 20 yılı sevmiyoruz. Kadınların haklarını savunmadığı, hatta giderek elimizden aldığı  için son 20 yılı sevmiyoruz. Ben vicdanınıza sorarken; çok sevdiğiniz kızınızı, eşinizi, annenizi anımsayarak karar vermenizi talep ediyorum” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise “Bu mesele sadece bir kadın meselesi değil, Türkiye açısından kritik bi mesele. Anayasal yargı bağımsızlığı ayaklar altına alınmış durumda. Size anayasal sorumluluğunuzu  hatırlatmak üzere buradayım. Tek adamın ben bu kanunu yürürlükten kaldırdım demesi, bizim yemin metinlerimizle çelişmektedir. Egemenliğin millete ait olduğunu hatırlatmak istedim. Kadın cinayetlerini sıfırlayamamış ama azaltmış olan bir sözleşmenin kaldırılması sürecindeyiz” diye konuştu

"ASIL KIYAMET SÖZLEŞMEDEN ÇIKILIRSA KOPACAK"
İçişleri Bakanı Soylu’nun sözleşmeden sonra kadın cinayetlerinin azaldığını söylediğini hatırlatan Özel, “İstanbul Sözleşmesinin feshinden 11 ay önce 413, 1 Temmuz’dan itibaren 11 ay sonra 495 kadın  katledilmis. 80’den fazla kadın öldürülmüş. Sadece İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı bilgisinin kolluk kuvvetlerinde yargıda beyninde yarattığı etkidir bu artan 80 cinayet. İstanbul Sözleşmesinden çıkıldı mı çıkılmadı mı danışmaya geldik buraya.Gün gelir cumhurbaşkanları değişir, yürütme yetkisini eline almış kişilere yetki veremeyiz. Uluslararası anlaşmaların bazılarının tartışmaya açılması beka sorunudur. Yüce mahkemenin burada vereceği karar sadece İstanbul Sözleşmesi’ne dair değildir. Eğer bu Sözleşme’den çıkılırsa arkasından başka düzenlemeler gelecek. İşte o zaman asıl kıyamet kopacak. Sizin sırtındaki yükümlülük belki de kendilerini ifade etmeyen kadınların, belki de gerçekten dilsiz kadınların, belki hiçbir böyle hakkı olduğunu bilmeyen kadınları savunmanın önemini sırtınızda olduğunu biliyorum. Bir kız babası olarak, yaşanan her şiddet vakasından utanç duyan bir erkek şiddet Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, elinizdeki yetkiyi, kamu adına, kadınlar adına karara bağlayacağınızı ümit ediyorum” dedi.

"SÖZLEŞMENİN İPTALİ PİRUS ZAFERİDİR"
Sol Parti adına söz alan Avukat Selin Nakıpoğlu, Cumhurbaşkanlığı avukatlarının 28 Nisan’da yaptığı savunmaya atıfta bulunarak, “Bu sözleşmenin iptali bir zafer midir? Değil ama bir Pirus zaferidir. Kaybedeni biziz, sadece biz. Bu karar tarihin kara sayfalarında şu an beklemede, ta ki sizin vereceğiniz karara kadar. Karanlığa ışık yakın. Bizim bu ışığa çok ihtiyacımız var” dedi.

Avukat Sibel Suiçmez, “Sözün bittigi yerdeyiz. Ya hukuk? hukukun da bittiği yerde miyiz? Cüppe giyen hukukçular olarak hepimiz biliyoruz. Açılan bu davaların iptali kararıyla sona edebileceğini çok iyi biliyoruz. Hukukun bitti diyenlere karşı siz değerli yargıçlarımız gösterecektir. Sizden çok şey mi bekliyoruz? Korku cok insani bir duygudur ancak bilinçli ve sistematik olarak korkutmak amacıyla cesareti kırar, yıldırır susturur ve biat ettirir. Korkuyu ise ancak umut ortadan kaldırabilir. Gücün, siyasi iktidarın karşısında her zaman her yerde korkmuyoruz susmuyoruz biat etmiyoruz. Umut olmak için buradayız. Danıştay savcılığı korkmadı. Sizin umut olmanızı bekliyoruz. Bu ülkede hukukun üstünlüğü ve demokrasi yok diye ülkeden ayrılan tüm gençlere umut olmanızı bekliyoruz. Hiçbir şey değişmeyecek diyen vatandaşların umudu olmanızı bekliyoruz. Devlet yanımızda yok diyen kadınlara umut olmanızı bekliyoruz. Sizden çok şey mi bekliyoruz? Oradan bize bakınca bizi nasıl görüyorsunuz bilmiyorum ama biz siyasi temsili olarak değil, millet adına karar veren güçlü bağımsız bir yüksek mahkeme olarak görüyoruz. Israrla sizden cesareti ve umudu yükseltecek, hukuk üstünlüğünü gösterecek ve bize Ankara’da Danıştay var diyecek iptal kararını bekliyoruz. Sizden çok şey mi bekliyoruz” diye konuştu.

Davacı avukatların beyanlarının ardından davalı tarafın avukatları konuştu. Avukatlar, davanın reddini talep etti. Cumhurbaşkanlığı Uluslararası Sözleşmeler Başkanlığından avukat Emre Topal, Sözleşme’den çekilmenin kadın hakları açısından bir sorun oluşturmayacağını iddia ederek şiddetle mücadalede bir aksaklık yaşanmadığını söyledi.

Danıştay heyeti başkanı, avukat ve basın mensuplarına Cumhurbaşkanlığı avukatı Topal’ın konuşmasının görüntü kaydına izin vermeyerek, “Kimseyi izni dışında çekemezsiniz. Kendinizi çekebilirsiniz, hitap ettiğiniz kesimler var. Ama izni olmadan kişiyi çekemezsiniz. Kaydettiğiniz görüntüleri silin” dedi.

DURUŞMA ÖNCESİ AÇIKLAMALAR YAPILDI
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle Danıştay 10. Dairesi'nde görülen dava öncesi kadınlar yine Danıştay’ın önünü doldurdu. Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlar, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “Kazanacağız İstanbul Sözleşmesi bizim”, “Kadın cinayetlerini durduracağız” dövizlerini taşıdı. Kadınlar sık sık, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “Kadın yaşam özgürlük” ve “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı. Duruşma öncesi Danıştay önünde bir araya gelen kadınlar açıklama yaptı.

AYLİN NAZLIAKA: ÇIKACAK OLAN KARAR, 42 MİLYON KADINLA, TEK ADAM ARASINDA BİR KARARDIR
CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, Danıştay önünde, “Bugün burada bir tarih yazılıyor. Çıkacak olan karar, hukuk üstünlüğü ile üstünlerin hukuku arasında bir tercihtir. Çıkacak olan karar, bu ülkede yaşayan 42 milyon kadınla, tek adam arasında bir karardır” dedi.

Nazlıaka şöyle devam etti: “Bugün burada Eşitlik Platformu’yla, siyasi partilerle, barolarla, kadın örgütleriyle ve CHP Kadın Kollarıyla hep birlikte bulunuyoruz. Halk da burada biz de buradayız. Gelme sebebimiz, yaşam hakkımıza sahip çıkmak. İstanbul Sözleşmesi, bir günde imzalandı. İstanbul Sözleşmesi bir günde feshedildi. Ama İstanbul Sözleşmesi, bir günde yazılmadı. İstanbul Sözleşmesi, son nefesinde katilinin adını kanıyla yazan kadınların yaşam boyunca sağlanamayan adalet mücadelesini hiç değilse ben öldükten sonra katilim ceza alsın diyerek mücadele etmesiyle kazanıldı. Yüz yıllardır süren kadınların eşitlik mücadelesi sonunda yazıldı bu sözleşme. Onun için bizler kadınların bu eşitlik mücadelesi hakkına da yaşam hakkına da sahip çıkmak için buradayız ve adalet arayışımızı bu konudaki talebimiz bir kez daha yükseltmek için buradayız. Geçen hafta Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun duruşmasındaydık. Bu ay aynı zamanda 14’ünde ve 23’ünde yapılacak davalarda da yine burada olacağız.”

Bugün yapılacak olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı açılan davalarda katılan olan Özgür Özel ise şöyle konuştu:

“Bir siyasi partinin, sözcüsü olarak değil, kadınlarla birlikte, kadın hakları için, çocuk hakları için İstanbul Sözleşmesi’nin koruduğu tüm dezavantajlı grupların yaşam hakkını savunmak için dayanışma ruhuyla buradayız. Hep birlikteyiz. Cumhurbaşkanı yetkileri, kanunları bırakın yürürlükten kaldırmak; üzerinde değişiklik yapamaz. Ama bir tek adam iradesiyle yürürlükten kaldırılmaya çalışıldı. Burada Danıştay’a bu işlemin tamamen hukuksuz olduğu için yok hükmünde olduğunu söylesin diye başvurduk. Bu işi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bırakırsanız, biz bu davayı oralarda kazanırız ama o günlere kadar çok fazla kadının ölümünden, kadın cinayetlerinden sorumlu olursunuz.”

PERVİN BULDAN: İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da “Kadınların uzun yıllar verdiği mücadele sonucu emekleriyle, bedenleriyle, sözleriyle ve ödemiş oldukları bedellerle kazandıkları bir hak olan İstanbul Sözleşmesi’nin bir gece yarısı bir erkek tarafından feshedilmesini asla kabul etmediğimizi her yerde ifade ettik, bugün burada bir kez daha söylüyoruz. İstanbul Sözleşmesi bir erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir sözle, attığı bir imza ile asla feshedilecek ve yok sayılacak bir sözleşme değildir” dedi.

Buldan sözlerinin devamında şunları dile getirdi:

İstanbul Sözleşmesi bir erkeğin iki dudağı arasından çıkacak bir sözle, attığı bir imza ile asla feshedilecek ve yok sayılacak bir sözleşme değildir. Bugün Türkiye’de binlerce kadın erkek şiddetine maruz kalırken, binlerce kadın canını verirken, katledilirken yaşamını yitirirken böylesi önemli bir sözleşmenin bir gece yarısı feshedilmesini asla kabul etmeyeceğiz ve İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya her yerde devam edeceğiz. Biz HDP olarak Danıştay’a bir başvuruda bulunduk İstanbul Sözleşmesi’nin feshini kabul etmeyeceğimize dair. Bu kararın bugün Danıştay’dan olumlu bir şekilde çıkması sadece bizim değil bu ülkede yaşayan milyonlarca kadının talebidir ve biz milyonlarca kadını temsilen bu duruşmayı izlemek üzere buradayız. Burada gözü yaşlı anneler var, kızlarını erkek şiddetiyle kaybeden annelerimiz var ama bu ülkede yaşayan milyonlarca annenin aynı durumu düşmemesi için hep birlikte bu sürecin takibi olacağız. Milyonlarca kadının bu sürecin takipçisi olması için elimizden geleni yapacağız ve asla bunun mücadelesini bırakmayacağız. İstanbul Sözleşmesi hepimizin kırmızı çizgisidir, biz bu kırmızı çizgimizden asla vazgeçmeyeceğiz, asla taviz vermeyeceğiz.”

EŞİK: CESARETİMİZE, MÜCADELE AZMİMİZE VE DAYANIŞMAMIZA GÜVENİYORUZ
Eşitlik İçin Kadın Platformu-EŞİK adına açıklama yapan Avukat Selin Nakıpoğlu da “Bugün yine burada, ülkenin dört bir yanından yüzlerce kadın birlikte, hukuksuz fesih bildiriminin yargılanmasına tanıklık edecek, İstanbul Sözleşmesini birlikte savunacağız” dedi.

Pınar Gültekin davasında gerekçeli karar açıklandı: Yakılması kasıtlı değilmiş Pınar Gültekin davasında gerekçeli karar açıklandı: Yakılması kasıtlı değilmiş

Nakıpoğu EŞİK açıklamasına şöyle devam etti: “Mahkeme salonu içeresindeki onlarca, adliye önündeki yüzlerce, ülke çapında ise milyonlarca kadının meşru talebi karara bağlanacak. Bir tarafta tek kişilik kararlar varsa diğer tarafta biz milyonlarız. Biz imzanın çekildiği günden önce de sonra da ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ diyoruz. Ve şimdi sıra ‘ben istedim oldu’ kararına karşı açtığımız davaların duruşmasına katılmaya geldi. Neden bu kadar emek? Neden bu kadar mücadele? Çünkü bu kavga karanlıkla aydınlığın kavgası. Hukukun gücüne, adalete, toplumsal cinsiyet eşitliğine inananların mücadelesi. Bu değerlere inanan herkesin bu mücadelede olması gerekir. Bizler nasıl bir eşitlik karşıtı iklim içinde olduğumuzun çok farkındayız. Tıpkı İstanbul Sözleşmesi’nin feshi gibi hiçbir şeyin güncel siyasi oyunlar uğruna yapılmadığını biliyoruz. Hiçbir şeyi hafife almıyoruz, ama umutluyuz. Cesaretimize, mücadele azmimize ve dayanışmamıza güveniyoruz. Sözleşme’den çıkma kararı hukuksuzdur. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz!”

GÖKSU CENGİZ: ONLAR GİDECEK İSTANBUL SÖZLEŞMESİ KALACAK
SOL Parti MYK üyesi Göksu Cengiz, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına karşı açılan davaların yapılacağı Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Cengiz, şunları söyledi:

“Bugün burada milyonlarca kadın adına, milyonlarca aydınlık yüz adına toplandık. Hep beraber tek adamın bir gece kararnamesiyle yok etmeye çalıştığı haklarımız için bir araya geldik. Biz diyoruz ki: Kadın cinayetleri politiktir. Neden politiktir biliyor musunuz? Çünkü, tek adam, hem bu ülkeyi karanlığa sürüklemeye çalışırken hem de doğrudan kadınlarım haklarını hedef almaktadır. Mücadeleyle teker teker hepimizin, alın teriyle kazandığımız haklarımızı, bugün bir tane adam iptal edebileceğini düşünüyor. Tek bir adam, milyonlarca kadının hakkını, milyonlarca kadının yaşamını tehlikeye atabileceğini düşünüyor. Biz her gün sokakta yürürken şiddete maruz kalan kadınlarız. Biz her evde her iş yerindeyiz. Sanmasınlar ki bir avuç insandan bahsediyorlar. Sanmasınlar ki milyonlarca kadın, yıllarca mücadeleyle kazandığı bu haklarından bir adım dahi geri atacak. Sanmasınlar ki bu memleketi karanlığa teslim edecek. Sanmasınlar ki bu gerici karanlık, bu memleketten sökülüp atılmayacak. Hep beraber, omuz omuza, kadın dayanışmasıyla hem bu iktidardan kurtulacağız hem de bu memleketi aydınlığa çıkartacağız. Onlar gidecek İstanbul Sözleşmesi kalacak.”

Danıştay Savcısı, İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesi kararının hukuka uygun olmadığı yönünde mütalaa verdi.

Savcı, İstanbul Sözleşmesi'nin feshi kararının iptal edilmesini talep etti. Kararın yazılı olarak ileri bir tarihte bildirileceği açıklandı.

"İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİZİM ONURUMUZ, ONURUMUZU KİMSEYE EZDİRMEYİZ"
Duruşmanın ardından kadın örgütleri Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Avukat Hülya Gülbahar'ın okuduğu açıklaması şöyle:

“Eşit bir hayat için mücadele etmeye devam edeceğiz dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya mecburuz, şiddetsiz bir hayat için mücadele etmeye devam edeceğiz, her anımızda, her saniyemizde İstanbul Sözleşmesi’ni savunacağız. Aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi bizim onurumuz, onur mücadelesi veriyoruz burada, onurumuzu kimseye ezdirmeyiz kimseye ezdirmeyeceğiz” dedi.Eşitlik İçin Kadın Platformu adına konuşan Avukat Selin Nakıpoğlu ise şöyle devam etti: “Bugün 7 Haziran. Yine bir duruşmadan çıktık ve nasıl eşitlik karşıtı bir iklimdeyiz bunu daha iyi anladık. Biz Anayasa’nın yolundan gidiyoruz. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, ülkenin yönetilmesi meselesinde görüşlerimizi söyledik. Aynı şekilde 14 Haziran’da yine buradayız. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz derken çok ciddiyiz. Bilmiyorum farkında mısınız ama biz bu mücadeleyi sürdürmekte son derece kararlıyız” 

"BURADA GERÇEKTEN BİR SAVAŞ VAR, BU SAVAŞI SÜRDÜRECEĞİZ"
Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği adına konuşan Avukat Müjde Tozbey ise “Burada gerçekten bir savaş var. Bu savaşı sürdüreceğiz. Zannetmesinler ki sadece bugün geldik. Ama biz her zaman söylediğimiz gibi tekrar ediyoruz: Öldürülen kadınlar ya da şiddete maruz kalan kadınlar, tecavüz edilen kadınlar istatistiksel veri değillerdir. Acınıp geçilecek insanlar değillerdir. Onlar aşklarıyla, sevinçleriyle, mutluluklarıyla, tarihleriyle insandırlar. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi varken dahi korunmayan ve korunmadıkları için öldürülen kadınlar için sadece burada değiliz. İstanbul Sözleşmesi sayesinde yaşamını yitirmeyen, maruz kaldığı şiddetten kurtulan yüzlerce, binlerce kadın için de buradayız” diye konuştu.

REMZİYE TÜYSÜZ’ÜN AİLESİ: KADINLAR ÖLDÜRÜLMESİN DİYE BURADAYIZ
Kadın cinayetiyle yaşamını yitiren Remziye Tüysüz’ün erkek kardeşi Mutlu ise şöyle konuştu:

“Benim kız kardeşim erkek şiddetine kurban gidenlerden sadece biri ama bunun son olmayacağı açık bir şekilde ortada. Ben kız kardeşimi kaybetmiş olabilirim ama daha fazla kadının öldürülmemesi için bugün buradayım ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshi iptali içinde bizler, katledilen kadınların aileleri bu mücadele için buradayız.”Remziye Tüysüz’ün kız kardeşi Asiye ise şunları dile getirdi: “Ben Diyarbakır’dan katılıyorum, koruma kararına rağmen öldürülen Remziye Yoldaş için gelen bütün avukatlarıma, sivil toplum örgütlerine teşekkür ediyorum. Gönül isterdi ki Remziye bugün aramızda olsun, yaşatılabilirdi, korunabilirdi ama korunamadı. Şikayetlerine rağmen kayıtsız kalındı, kayıtsız kalanlarda bugün suçlarını kabul etmiyorlar. Fail cezasını almış olmalarına rağmen belli merciler bunu bir türlü kabullenemiyorlar. Hesabını sormak için burada olmaya devam edeceğiz, umut ediyorum ki Danıştay Başkanımız hepimizi mutlu edecek bir karar verecektir çünkü adaletten umudumuzu kesmiyoruz.”-

"KARAR NE OLURSA OLSUN KADINLAR KAZANMIŞTIR"
29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan: “Asıl büyük duruşmanın hayatın içinde, hepimizin evinde, hepimizin iş yolunda hepimizin çalışma alanında ya da hepimizin dolaştığı parklarda ve caddelerde olduğunu biliyoruz. Çünkü şiddet her yerden fışkırıyor. Artık şiddet, kendi istekleriyle intihara doğru yönelerek son vermek isteyen insanlara büyük acılar çektiriyor. Oysa biz, kadınların şiddetten uzak, biz kadınların mutluluk içinde yaşamalarını arzu ediyoruz. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Karar ne olursa olsun kadınlar kazanmıştır. Çünkü kadınlar, birlikte olmayı, tarihe kendi adlarını yazma noktasında kararlı davranmışlardır.”

"BU SÖZLEŞMEYİ RAFA KALDIRACAK OLAN YİNE KADINLARDIR"
Sol Parti Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer: “Bugün dava açanlardan bir siyasal parti olarak şunu herkes iyi bilsin ki kadınlar bu yolları kolay kat etmedi, elleriyle, tırnaklarıyla kazıya kazıya bu hakkı elde etti. İstanbul Sözleşmesi’ni yazdıran kadınlardır. Bu sözleşmeyi rafa kaldıracak olan yine kadınlardır, kadınlar bu sözleşmeyi nasıl rafa kaldıracak? Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlandığı, kadınların, çocukların cinsel istismara maruz kalmadığı, eşit, özgür, laik bir ülkeyi kurunca bu sözleşmeyi ancak ve ancak kadınlar yırtabilir. Kadınların yaşam hakkının ortadan kaldırıldığı bu ülkede İstanbul Sözleşmesi devam edecek. Hukuksal karar ne olursa olsun kadınlar İstanbul Sözleşmesi’ni savunmaya, onu yaşatmaya, birbirimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Umudu yeşerteceğiz, birbirimize sıkı sıkı sarılarak hep birlikte yaşamı savunmaya devam edeceğiz.”

(Evrensel/Damla KIRMIZITAŞ-Burcu YILDIRIM)